Günümüzde bilgiye ulaşım hızımız saniyelerle ölçülürken, bir konuya odaklanma süremiz tarihin en düşük seviyelerine gerilemiş durumda. Peki, her an ulaşılabilir olduğumuz bu kolay hayat, beynimizde neleri değiştiriyor? 
İşlenmiş gıdaların vücudumuzda yarattığı tahribat gibi, saniyeler içinde değişen dijital içerikler de zihnimizde bir dijital yığılma yaratıyor. Her kaydırma hareketiyle salgılanan anlık dopamin, beynimizi yüksek uyarana alıştırıyor.
Bunun sonucunda ise kitap okumak, bir rapor hazırlamak veya bir akşam yemeğinde sohbet etmek gibi düşük uyarılı aktiviteler beyin için sıkıcı hale geliyor. Bu durum, biyolojik bir DEHB tanısı olmasa dahi bireylerde benzer semptomların ortaya çıkmasına yol açabiliyor.
Eskiden bir bilgiye ulaşmak veya bir sıranın bize gelmesini beklemek sabır gerektirirdi. Modern dünya bu bekleme süresini ortadan kaldırdı. Ancak psikiyatride haz erteleme dediğimiz bu beceri, ön beyin fonksiyonlarının en önemli egzersizidir.
Hayatın bu denli kolaylaşması ve her şeye anında erişim, otokontrol mekanizmamızı köreltiyor. DEHB tanılı bireylerde bu durum, dürtüselliğin çok daha şiddetli yaşanmasına neden oluyor.
Bilimsel çalışmalar, aşırı ekran süresinin ve sürekli bölünmüş dikkatin beynin nöroplastisite özelliğini etkilediğini gösteriyor. Sürekli bildirimlerle bölünen bir zihin, 'derin odaklanma' (deep work) kapasitesini kaybediyor.
Uzm. Dr. Sema Bayçın, özellikle multitasking yani aynı anda birden fazla işle uğraşma illüzyonunun, dikkat dağınıklığını kalıcı bir bilişsel alışkanlığa dönüşebileceğini söylüyor. Beynimiz artık tek bir odak noktasında kalmak yerine, sürekli yeni bir uyaran arayan huzursuz bir yapıya bürünüyor.
DEHB semptomlarını şiddetlendiren tek faktör ekranlar değil. Şehir hayatının getirdiği hareketsizlik ve mavi ışığa maruziyet nedeniyle bozulan uyku kalitesi, dikkati yöneten nörokimyasalların dengesini bozuyor. Kalitesiz uyku, ertesi gün karar verme mekanizmasının verimsiz çalışmasına yol açarak kişiyi daha fevri ve dikkatsiz kılıyor.
Uzm. Dr. Sema Bayçın, modern dünyanın yarattığı bu dikkat dağınıklığıyla mücadele etmek için pratik üç adım öneriyor:
Gün içinde beyninizi sürekli uyaran bildirimlerden uzaklaştırın. En az 30-40 dakika boyunca telefonunuz yanınızda olmadan kitap okumak, el işiyle ilgilenmek veya doğada yürümek gibi yavaş aktiviteler yapın. Bu, zihninizin yüksek uyaran bağımlılığından kurtulup yeniden derin odaklanma kapasitesi kazanmasını sağlayabilir.
Beynimiz aynı anda birden fazla işi yapmak için tasarlanmamıştır. Zihninizi sürekli bölen gereksiz uygulama bildirimlerini kapatın. Bir iş üzerindeyken sadece o işe odaklanmak, dikkatinizin bozulmasını engelleyerek DEHB semptomlarının şiddetlenmesini durduracaktır.
Uyku, dikkati yöneten nörokimyasalların yenilendiği bir süreçtir. Uyku vaktinden en az bir saat önce mavi ışık yayan ekranlarla bağı kesmek, melatonin salınımını ve dolayısıyla ertesi günün odaklanma kalitesini doğrudan artırır. Dinlenmiş bir prefrontal korteks, dürtü kontrolü için en güçlü adımdır.
"Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo sadece genetik bir miras değil, aynı zamanda bir dikkat krizidir. DEHB, modern dünyanın hızıyla birleştiğinde kontrol edilmesi güç bir fırtınaya dönüşebilir. Ancak zihnimiz, doğru müdahale ve yaşam tarzı değişiklikleriyle yeniden eğitilebilir.
Unutmayın; telefonunuzun ekran süresi kısaldıkça, hayatın kalitesine olan odaklanma süreniz uzayacaktır. Gerçek hayat, ekranın sunduğu hızdan daha yavaştır; ama derinliği ve huzuru sadece bu yavaşlıkta bulabilirsiniz."